11 Mart 2011 Cuma

Kentlerimiz Bizimdir!

TOKİ’nin İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlediği “2011 Konut Kurultayı” sırasında Taksim’de bir araya gelen İstanbullular, yaptıkları yürüyüşle “Kentlerimizi ve geleceğimizi yağmalayanlara izin vermeyeceğiz” dedi

Bugün (4 Mart) saat 11.00’da 3. Köprü Yerine Yaşam Platformu’nun çağrısıyla Taksim Meydanı’ndaki Havaş durakları önünde bir araya gelen İstanbullular, kentsel dönüşüm projelerini protesto etti. “TOKİ, AKP, sermaye defol, kentlerimiz bizimdir” yazılı pankartın açıldığı eyleme çeşitli mahalle dernekleri üyeleri, meslek odası yöneticileri ve İstanbul’un dört bir yanından vatandaşlar katıldı.

Eylemin görüntülerini izlemek için tıklayınız!

“Kurultayı yapanlar memleketi satanlar”, “AKP defol İstanbul bizimdir”, “Köprü değil insanca yaşam” sloganlarıyla yürüyüşe geçen İstanbullular, “Halkın barınma hakkı var”, “Mahalleme, evime, emeğime dokunma”, “Rantsal dönüşüme hayır” dövizleri taşıdı.

”Sermayedarlara verecek bir karış toprağımız yok”
Harbiye’deki İstanbul Kongre Merkezi önünde grup adına basın açıklamasını Tozkoparan Mahalle Derneği’nden Ömer Kiriş okudu. 8 yıllık AKP iktidarı döneminde Kentsel dönüşüm planlarıyla sermaye saldırısının tırmandığını ifade eden Kiriş, TOKİ’nin rant çevreleri için kurultay düzenlediğini belirtti.

Tozkoparan Mahalle Derneği Başkanı Ömer Kiriş
Kiriş, onlarca mahallede halkın işgalci ilan edildiğini belirterek kurultayın meşru olmadığını dile getirdi. Kiriş, TOKİ’nin kentsel çözüm önerileri için şu sözleri söyledi; “Bu çözüm, hazine arazilerini büyük inşaat şirketleri için rant alanına dönüştürmekten; kent merkezlerini soylulaştırmaktan; yıllardır bu bölgelerde yaşayan halkı borçlandırmaktan ve kentin dışındaki toplama kamplarında yaşamaya mahkum etmekten ibarettir.”

Üçüncü Köprü’nün de kentsel yağma planı olduğunu ifade eden Kiriş, AKP hükümetini bilimin sesini dinlemeye çağırdı.

Kiriş sözlerini “Bizler bu kentleri yapan emekçiler, bilim insanları, meslek odaları, yani bu ülkenin ve kentlerin gerçek sahipleri olarak talana izin vermeyeceğimizi bir kez daha yineliyoruz” ifadeleriyle bitirdi.

Kiriş’in ardından Tozkoparan, Gülsuyu-Gülensu ve Başıbüyük mahallelerinden gelen temsilciler de söz alarak mahallelerini kentsel dönüşüm saldırısından korumak için mücadele edeceklerini belirtti.

Eylem Orman Mühendisleri Odası yönetiminden Kader Cihan’ın konuşmasıyla sona erdi.

Basın açıklamasının tam metni:

KENTLERİMİZİ VE GELECEĞİMİZİ YAĞMALAYANLARA İZİN VERMEYECEĞİZ!

İktidarının 8. Yılını dolduran AKP, başta İstanbul olmak üzere kentlerimize karşı, Kentsel Dönüşüm Programı adı verilen çok yönlü sermaye saldırısını tırmandırmaktadır. 2011 yılını Kentsel Dönüşüm yılı ilan eden AKP, bu saldırıyı meşrulaştırmanın yollarından biri olarak, az ilerideki İstanbul Kongre Merkezi’nde, yerli ve yabancı rant çevreleri tarafından desteklenen uluslararası bir kurultay düzenlemektedir.

Ayazma’da onlarca aileyi evsiz bırakan; Derbent’i sabahın üçünde binlerce polisle işgal ederek Derbent halkının direnişiyle karşılaşan; Başıbüyük, Esenler, Sulukule, Tozkoparan, Fener-Balat, Ankara Polatlı; Dikmen; Mamak gibi onlarca mahallenin halkını işgalci ilan eden; 3. Köprü cinayetini işlemek için onlarca yasal engelin arkasından dolaşmaya çalışan; Haydarpaşa Garı’nın yanmasını timsah gözyaşlarıyla seyrederken ağzının suyu akan TOKİ, sermaye çevreleri ve AKP tarafından düzenlenen bu kurultay meşru değildir. Kentlerimizi ve geleceğimizi Ağaoğlu gibi rantiyecilere ve uluslararası sermayeye pazarlayanların kurultayından çıkacak olan kararlar bellidir.

AKP iktidarı ve TOKİ, tarihsel-kültürel dokunun yenilenmesi, deprem, heyelan, afet gibi risklerin önlenmesi adı altında, kentlerdeki tarihsel mekanları, kamusal alanları, doğal varlıkları sermayeye peşkeş çekmektedir. Halkalı Ziraat Okulu’nu AKP yöneticilerinin “gönül borcunu ödemek” için İlim Yayma Cemiyeti’ne özel üniversite kurması için devredenlerin; Beykoz fidanlığını binlerce insanı dolandıran Deniz Feneri dosyasını kapatmak için Türk-Alman özel üniversitesine hediye edenlerin; orman alanlarını ve su havzalarını 2B Yasası’yla, 3. Köprü projesiyle sermayenin yağmasına açanların suçlarını hiçbir kurultay örtemez.
Özel yasalarla yetkilendirilerek neo-liberal bir kentsel yıkım aygıtı gibi çalışan TOKİ’nin allayıp pulladığı kentsel çözümler bellidir: Bu çözüm, hazine arazilerini büyük inşaat şirketleri için rant alanına dönüştürmekten; kent merkezlerini soylulaştırmaktan; yıllardır bu bölgelerde yaşayan halkı borçlandırmaktan ve kentin dışındaki toplama kampı benzeri beton bloklarda yaşamaya mahkum etmekten ibarettir!

Bununla da yetinmeyen AKP hükümeti, TOKİ eliyle kent merkezlerindeki okul ve hastane binalarını yağmalayıp kentlerin dışına taşımanın, bu alanları sermayenin rant kaynakları haline dönüştürmenin hazırlıklarını hızlandırmaktadır.

AKP hükümetinin, İstanbul’un trafik sorununu çözme yalanıyla sürdürdüğü 3. Köprü dayatması da bu kentsel yağmanın önemli bir parçasıdır. TOKİ’nin İstanbul’un kuzeyindeki ormanlık alanlara ve hazine arazilerine el koyma girişimleri ve Başbakan’ın kentin kuzeyinde yapmayı arzuladığı “Yeni İstanbul Projesi” ucubesi, 3. Köprü Projesinin nasıl bir cinayet planı olduğunun yeni kanıtlarıdır. AKP hükümetini bir kez daha uyarıyoruz: İstanbul halkının ve bilimin sesini dinleyin! SİT kararları; ÇED zorunluluğu gibi yasal engellerin arkasından dolanarak açmaya çalıştığınız 3. Köprü ihalesinden derhal vazgeçin. İstanbul’u kuzeye kaydırmak gibi ucube projeleri aklınızdan bile geçirmeyin. Mahallerimizden, yaşam alanlarımızdan, evlerimizden, ormanlarımızdan ve su havzalarımızdan kirli ellerinizi çekin.

Bizler bu kentleri yapan emekçiler; bilim insanları, meslek odaları; yani bu ülkenin ve kentlerin gerçek sahipleri olarak, bu talana izin vermeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz. İstanbul’da ve ülkemizin herhangi bir yerinde bir avuç sermayedara verecek ne bir kök ağacımız; ne bir damla suyumuz; ne de bir karış toprağımız var. Bizler, bu ülkenin emekçileri, işgalciler, ikinci sınıf yurttaşlar değil, bu ülkenin gerçek sahipleriyiz. İnsanca yaşayabileceğimiz bir ülke ve kentlerimiz için, emeğimizle var ettiğimiz evlerimizi, mahallelerimizi, yaşam alanlarımızı savunmaya devam edeceğiz. Kentlerimizi ve geleceğimizi yağmalamanıza izin vermeyeceğiz!

AKP, TOKİ, Sermaye Defol, Kentler Bizimdir!
Bu Ülke, Bu Halk Satılık Değil!

Sendika.Org







26 Şubat 2011 Cumartesi

AKP’NİN YAĞMA KURULTAYI’NA KARŞI KENTLERİMİZE SAHİP ÇIKMAYA!

KENTLERİMİZİ VE HAYATIMIZI YAĞMALAMAK ÖYLE KOLAY DEĞİL!

Duyduk ki, AKP iktidarı, 4-5 Mart 2011 tarihlerinde, İstanbul Kongre Merkezi’nde Kentsel Dönüşüm diye adlandırdığı Kentsel Yıkım ve Yağma Projelerini uluslararası bir kurultayda allayıp pullayacakmış!
(http://www.2011konutkurultayi.com/)
AKP iktidarı, özel yasalarla yetkilendirerek neo-liberal bir kentsel yıkım aygıtı gibi çalıştırdığı ve kentlerdeki kamusal alanları, yaşam alanlarını, tarihsel mekânları, su havzalarını, doğal varlıkları tehdit eden bir odağa dönüştürülen TOKİ eliyle düzenlenen “2011 Konut Kurultayı”nda, kentlerimiz ve hayatlarımız hakkındaki yeni yıkım planlarına meşruiyet sağlamaya çalışacak. SİT kararlarını, mahkeme kararlarını ve halkın iradesini görmezlikten gelerek, 3. Rant Köprüsünü hızla ihaleye açmak amacıyla Torba Yasa’ya özel maddeler koyan AKP iktidarı, kentsel dönüşüm yanlısı “akademisyenler”, rant çevreleri, “küresel kentleri” pazarlama uzmanlarıyla birlikte, hayatlarımızı yağmalamanın en karlı yollarını tartışacak.
Kentsel dönüşümün yıkıcı sonuçlarını, “rüya şehirler, gerçek çözümler, doğal afetlere hazırlık seferberliği, ucuz, güvenli konut” gibi cafcaflı sloganların arkasına saklamaya çalışanlara, TOKİ’nin ve kentsel dönüşümün ne olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz:
TOKİ demek, Ayazma’yı Ağaoğlu’na pazarlayarak Ayazma halkının hayatını tarumar etmek demektir! TOKİ demek, 3. Köprü güzergâhındaki ormanlık alanlara göz dikerek toplu konut adı altında lüks villalar yapmak demektir! TOKİ ve kentsel dönüşüm demek, darmadağın edilen Sulukule; yanan Haydarpaşa; yağmalanan tarihsel ve kültürel mekânlar; yok edilen ormanlar ve su havzaları; peşkeş çekilen okullar ve boğaz kıyıları; “işgalci” denerek kentlerin dışına sürülen, ikinci sınıf yurttaşlar sayılan emekçiler demektir.
Bizler, kentsel yıkım ve yağma planlarına karşı kentlerimizin ve yaşamın savunucuları olarak, bilimin ve halkın yanında olan akademisyenleri, aydınları, gazetecileri ve kurum temsilcilerini bu yağma kurultayına hayır demeye çağırıyoruz!
İstanbul’a, kentlerimize, yaşam alanlarımıza, barınma hakkımıza ve yaşama sahip çıkmak için, tüm dostlarımızı 4 Mart Cuma günü TOKİ Yağma Kurultayı’nın düzenlendiği İstanbul Kongre Merkezi önünde, kentlerimizin sahipsiz olmadığını hep birlikte haykırmaya çağırıyoruz!
Tüm dost kurumları, platformları, mahalle, çevre derneklerini, kentsel yıkım planlarına hayır diyen bilim insanlarını ve yağmacılara söyleyecek sözü olan herkesi etkinliğimize davet ediyoruz!

SERMAYE DEFOL KENTLERİMİZ SATILIK DEĞİL!
3. KÖPRÜ YERİNE YAŞAM PLATFORMU
(http://kopruyerineyasam.blogspot.com/)

Buluşma Yeri ve Saati: 11.00/ Taksim-Elmadağ HAVAŞ Otobüs Durağı
Basın Açıklaması: 11.30-İstanbul Kongre Merkezi, Harbiye
İletişim: 3. Köprü Yerine Yaşam Platformu Sekretaryası - Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi- 0212 299 11 95- 0 537 572 14 44

31 Ocak 2011 Pazartesi

3. Köprü İçin ÇED Raporu Zorunlu Hale Geldi!

Çevre Mühendisleri Odası'nın hukuksuzluğa, çevre katliamına ve rant anlayışına karşı açtığı dava sonuçlandı. İstanbul 3. Köprü, Akkuyu Nükleer Santrali, Gebze- Orhangazi- İzmir Otoyolu için artık ÇED raporu zorunlu. 2008'de çıkarılan "ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ YÖNETMELİĞİ"nin 7.2.1993'ten önce "Kapsam Dışı Projeler" başlıklı Maddesi'nin yürütmesi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun kararı ile kesin olarak durduruldu. Bu tarihten önce yatırım programına alınmış olup Türkiye'nin en büyük yatırım projeleri olarak sunulan ve her biri ayrı zararlara yol açacak projeler için de ÇED raporu gerekecek.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu'nun 27 Ocak Perşembe günü yapılan konu ile ilgili açıklaması şöyle:

İSTANBUL'A, HASANKEYF'E, MERSİN'E, SİNOP'A, GEBZE'YE, BURSA'YA İZMİR'E
VE ANADOLU TOPRAKLARINA MÜJDE !
ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI'NIN AÇTIĞI DAVADA DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU, ÇED MUAFİYETİNE DUR DEDİ. 3. KÖPRÜ, GEBZE-ORHANGAZİ-İZMİR OTOBANI, SİNOP VE AKKUYU NÜKLEER SANTRALİ, HASANKEYF'İ SULAR ALTINDA BIRAKACAK ILISU BARAJI PROJESİ, ALLİANOİ'Yİ SULAR ALTINDA BIRAKACAK YORTANLI BARAJI PROJESİ İÇİN ÇED ZORUNLU TUTULACAK.

DANIŞTAY KARARI İLE TÜRKİYE'DE ÇEVRESEL ETKİLER YÖNÜNDEN PERVASIZ BİR DÖNEM SONA ERMİŞ VE 1993 ÖNCESİ TORBA HÜKMÜNE KOYULARAK ÇED'DEN MUAF TUTULAN YATIRIMLAR İÇİN ÇED SÜRECİ BAŞLAMIŞTIR.

17 Temmuz 2008 ve 26939 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan, "ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ YÖNETMELİĞİ'nin "Kapsam Dışı Projeler" başlıklı Geçici 3. Maddesi'nin yürütmesi, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na Çevre Mühendisleri Odası olarak yaptığımız itiraz üzerine durduruldu.

Artık "bu proje 1993'ten önce aklıma gelmişti, yatırım programına alınmıştı", "bu proje plan ve programlarımıza 1993'ten önce girmişti" gibi gerekçeler ile ekolojik yıkım getiren Türkiye'nin en büyük yatırım plan ve projelerinin çevresel etki değerlendirme sürecinden kaçırılması devri sona ermiştir.

Sen, 1453 hektar ormanı yok edeceksin, 2.5 milyon ağaç keseceksin, 680 hektar doğal sit alanını tamamen haritadan sileceksin, 931 hektar tarım arazini ortadan kaldıracaksın, sonra da bu köprü benim aklıma 1993'ten önce gelmişti, ÇED almama gerek yok diyeceksin... Böyle bir anlayış olabilir mi? Başbakan helikoptere binip köprünün güzergahını belirliyor... Böyle bir aymazlık olur mu? Bilimden bu kadar uzak bir iktidar; halkın, kamu yararının, doğanın değil olsa olsa rantın iktidarıdır.

DANIŞTAY KARARI İLE TÜRKİYE'DE ÇEVRESEL ETKİLER YÖNÜNDEN PERVASIZ BİR DÖNEM SONA ERMİŞ, BİR DÖNEM SONA ERMİŞ VE 1993 ÖNCESİ TORBA HÜKMÜNE KOYULARAK ÇED'DEN MUAF TUTULAN YATIRIMLAR İÇİN ÇED SÜRECİ BAŞLAMIŞTIR.

Durdurulan geçici 3. madde düzenlemesi ile 7/2/1993 tarihli ve 21489 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nden önce uygulama projeleri onaylanmış veya çevre mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat uyarınca yetkili mercilerden izin, ruhsat veya onay ya da kamulaştırma kararı alınmış veya yatırım programına alınmış veya mevzi imar planları onaylanmış projelere Çevre Kanunu ve ilgili diğer yönetmeliklerde alınması gereken izinler saklı kalmak kaydıyla ÇED Yönetmeliği hükümlerinin uygulanmayacağı düzenleniyordu. 

Bir diğer ifade ile 7.2.1993 öncesi kararı alınmış ancak başlanmamış projeler ÇED Yönetmeliğinin emredici hükümlerinden muaf tutuluyordu.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 7.10.2010 tarihli kararı ile bu muafiyet 7/2/1993 tarihinden yatırım programına alınmış, hakkında her ne işlem yapılmış, izinler alınmış olursa olsun üretime ve/veya işletmeye başlamayan projeler yönünden durdurularak Danıştay 6. Dairesi'nin kararı kaldırılmıştır.
Danıştay kararı uyarınca 1993 yılı öncesi yatırım programına alınsa dahi tüm projeler için çevresel etkileri değerlendirmesi sürecinin işletilmesi zorunluluk haline gelmiştir.

Anayasa'nın 138. maddesi ve İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 28. maddesi gereğince en geç 30 gün içinde sayılan projeler ile ÇED'den muaf tutulan diğer projeler için ÇED süreci başlatılmalıdır. Aksi takdirde bu kararı almayan, kararın arkasından dolanmaya çalışan, uyguluyor gibi yapıp uygulamayan kamu görevlilerinin 5018 sayılı KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU ve KAMU ZARARLARININ TAHSİLİNE İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİK hükümleri uyarınca doğacak zarardan şahsen sorumlu olacaklar, görevi ihmal suçu nedeni ile Mahkemeler önünde hesap vereceklerdir.

DANIŞTAY KARARI TARTIŞMA GÖTÜRMEYECEK KADAR AÇIKTIR, BAŞBAKANLIK VE İLGİLİ İDARELERCE DERHAL UYGULANMALIDIR.

İSTANBUL'A YAPILACAK OLAN 3. KÖPRÜ PROJESİ, SİNOP ve AKKUYU NÜKLEER SANTRAL PROJELERİ, ILISU BARAJI ve 7.2.1993 tarihinden önce yatırım programına alındığı iddia edilen tüm projeler derhal durdurulmalı ve ÇED süreci işletilmeye başlanmalıdır. GEBZE- ORHANGAZİ- İZMİR OTOYOLU PROJESİ'nin Başbakanlığın 18.12.2010 tarihli genelgesinde ÇED sürecinden muaf olduğunu belirten 9. madde hükmü Türkiye'nin taraf olduğu Uluslar arası Çevre Sözleşmeleri, 2872 sayılı Çevre Kanununun 10.maddesi ve ÇED Yönetmeliğinin emredici hükümleri doğrultusunda derhal iptal edilmeli ve söz konusu projeler için ÇED süreci işletilmeye başlanmalı ve güzergahın üzerinde bulunan yerleşimlerde halkın katılımı toplantıları yapılarak karar süreçlerine katılımı sağlanmalıdır.

ÇEVRE KANUNU'NUN EMREDİCİ HÜKÜMLERİNİN YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİKLERİ İLE ORTADAN KALDIRILMASI ANLAYIŞINA DERHAL SON VERİLMELİDİR.

1983 yılında çıkarılan ve ÇED düzenlemesi getiren 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun emredici hükümleri, aradan 28 yıl geçmesine karşın Yönetmelik hükümleri ile bertaraf edilmeye çalışılmamalı ve çevreye rağmen kalkınma anlayışı derhal terk edilmelidir.

2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca ''Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.''

Anayasa 90. maddesine 5170/7 sayılı kanunla eklenen maddeye göre; ''Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farkli hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri dikkate alınır.'' Bilindiği gibi, Anayasanın 56 ve 63. maddeleri ''temel haklar ve ödevler'' bölümünde düzenlenmiş olup ''çevre hakkı'' temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşmeler kapsamındadır.

ÇED Yönetmeliğinin 14. maddesinin 3. fıkrasında "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı verilen projeler için yedi yıl içinde yatırıma başlanmaması durumunda bu kararın geçersiz olacağı, yine Yönetmeliğin 17. maddesinin 3. fıkrasında da "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı verilen projeler için beş yıl için yatırıma başlanmaması durumunda bu kararın da geçersiz olacağı düzenlenmiştir.

"Kapsam dışı projeler" başlığını taşıyan dava konusu geçici 3. madde hükmü ile Yönetmeliğin emredici hükümlerine aykırı olarak istisna öngörülmesi ve 1993 öncesi programına alınan yatırım ve projeler için yapılan her Yönetmelik düzenlemesinde bu süreler korunmak suretiyle projelere hiç başlanmamış olsa da 18 yıldır ÇED süreci işletilmemesinin hukuka aykırılığı Danıştay kararı ile tescillenmiştir. Hükümet derhal kararın gereğini yerine getirmelidir.

ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI, ÇED SÜRECİNDEN KAÇIRILMAYA ÇALIŞAN TÜM PROJELERİN TAKİPÇİSİ OLACAKTIR.

Mahkeme hükmünün uygulanması için Çevre Mühendisleri Odası olarak, ülke çapında tüm demokratik kitle örgütlerini harekete geçireceğiz.

Yüksek Mahkeme hükmü uyarınca Başbakanlık ile Çevre ve Orman Bakanlığı'na başvuru yapılarak gerekli talimatların verilmesinin takipçisi olacağız.

Anılan projeler dışında Hasankeyf'i sular altında bırakan Ilısu Barajı, Allianoi'yi sular altında bırakan Yortanlı Barajı ile ilgili çalışmalarımızı Başkanlığını yürüttüğümüz TMMOB Çevre Komisyonu'na, oradan da TBMM'ne taşıyarak ille de rant anlayışını taşıyan kişilerin peşine düşeceğiz. Danıştay kararını uygulamama girişimleri karşısında direnç gösteren kamu görevlilerinin kişisel tazminat ve cezai sorumlulukları ile ilgili takibe başlayacağız.

Ülkemiz çevre ve kültürel değerleri için savaşmaya ve kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu sıfatı ile kamu yararı için ekolojik yıkıma, çevre ve halk sağlığı yönünden kamunun zararına olan plan ve projelere karşı mücadelemize yılmadan devam edeceğiz.

BAŞBAKANLIĞI ve İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİ UYARIYORUZ

Başbakanlığı, bu kararı aşmak için daha önce Bergama Altın Madeni ile ilgili aldığı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye'yi mahkum ettiği gizli Bakanlar Kurulu prensip kararı gibi uygulamalara kalkışmaması ve Danıştay kararı doğrultusunda gerekli talimatları vermesi için uyarıyoruz.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne karşı Odamızın davacı olduğu 3. Köprü ile ilgili 1/100 bin ve 1/25 bin'lik plan değişiklikleri ile ilgili davanın derhal kabul edilerek plan değişikliklerin iptal edilmesi için gereğinin yapılması için uyarıyoruz.

ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI OLARAK, RANT MANTIĞI İLE DOĞA KATLİAMINA NEDEN OLAN VE HALKIN YAŞAM HAKKINA SALDIRAN TÜM UYGULAMALARA KARŞI MÜCADELE ETMEYE, BUNUN İÇİN MÜCADELE EDEN HERKESLE BİRLİKTE HAREKET ETMEYE DEVAM EDECEĞİMİZİ BU VESİLEYLE BİR KEZ DAHA VURGULUYORUZ.
KAMUOYUNA SAYGI İLE DUYURULUR.

TMMOB ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI