26 Şubat 2011 Cumartesi

AKP’NİN YAĞMA KURULTAYI’NA KARŞI KENTLERİMİZE SAHİP ÇIKMAYA!

KENTLERİMİZİ VE HAYATIMIZI YAĞMALAMAK ÖYLE KOLAY DEĞİL!

Duyduk ki, AKP iktidarı, 4-5 Mart 2011 tarihlerinde, İstanbul Kongre Merkezi’nde Kentsel Dönüşüm diye adlandırdığı Kentsel Yıkım ve Yağma Projelerini uluslararası bir kurultayda allayıp pullayacakmış!
(http://www.2011konutkurultayi.com/)
AKP iktidarı, özel yasalarla yetkilendirerek neo-liberal bir kentsel yıkım aygıtı gibi çalıştırdığı ve kentlerdeki kamusal alanları, yaşam alanlarını, tarihsel mekânları, su havzalarını, doğal varlıkları tehdit eden bir odağa dönüştürülen TOKİ eliyle düzenlenen “2011 Konut Kurultayı”nda, kentlerimiz ve hayatlarımız hakkındaki yeni yıkım planlarına meşruiyet sağlamaya çalışacak. SİT kararlarını, mahkeme kararlarını ve halkın iradesini görmezlikten gelerek, 3. Rant Köprüsünü hızla ihaleye açmak amacıyla Torba Yasa’ya özel maddeler koyan AKP iktidarı, kentsel dönüşüm yanlısı “akademisyenler”, rant çevreleri, “küresel kentleri” pazarlama uzmanlarıyla birlikte, hayatlarımızı yağmalamanın en karlı yollarını tartışacak.
Kentsel dönüşümün yıkıcı sonuçlarını, “rüya şehirler, gerçek çözümler, doğal afetlere hazırlık seferberliği, ucuz, güvenli konut” gibi cafcaflı sloganların arkasına saklamaya çalışanlara, TOKİ’nin ve kentsel dönüşümün ne olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz:
TOKİ demek, Ayazma’yı Ağaoğlu’na pazarlayarak Ayazma halkının hayatını tarumar etmek demektir! TOKİ demek, 3. Köprü güzergâhındaki ormanlık alanlara göz dikerek toplu konut adı altında lüks villalar yapmak demektir! TOKİ ve kentsel dönüşüm demek, darmadağın edilen Sulukule; yanan Haydarpaşa; yağmalanan tarihsel ve kültürel mekânlar; yok edilen ormanlar ve su havzaları; peşkeş çekilen okullar ve boğaz kıyıları; “işgalci” denerek kentlerin dışına sürülen, ikinci sınıf yurttaşlar sayılan emekçiler demektir.
Bizler, kentsel yıkım ve yağma planlarına karşı kentlerimizin ve yaşamın savunucuları olarak, bilimin ve halkın yanında olan akademisyenleri, aydınları, gazetecileri ve kurum temsilcilerini bu yağma kurultayına hayır demeye çağırıyoruz!
İstanbul’a, kentlerimize, yaşam alanlarımıza, barınma hakkımıza ve yaşama sahip çıkmak için, tüm dostlarımızı 4 Mart Cuma günü TOKİ Yağma Kurultayı’nın düzenlendiği İstanbul Kongre Merkezi önünde, kentlerimizin sahipsiz olmadığını hep birlikte haykırmaya çağırıyoruz!
Tüm dost kurumları, platformları, mahalle, çevre derneklerini, kentsel yıkım planlarına hayır diyen bilim insanlarını ve yağmacılara söyleyecek sözü olan herkesi etkinliğimize davet ediyoruz!

SERMAYE DEFOL KENTLERİMİZ SATILIK DEĞİL!
3. KÖPRÜ YERİNE YAŞAM PLATFORMU
(http://kopruyerineyasam.blogspot.com/)

Buluşma Yeri ve Saati: 11.00/ Taksim-Elmadağ HAVAŞ Otobüs Durağı
Basın Açıklaması: 11.30-İstanbul Kongre Merkezi, Harbiye
İletişim: 3. Köprü Yerine Yaşam Platformu Sekretaryası - Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi- 0212 299 11 95- 0 537 572 14 44

31 Ocak 2011 Pazartesi

3. Köprü İçin ÇED Raporu Zorunlu Hale Geldi!

Çevre Mühendisleri Odası'nın hukuksuzluğa, çevre katliamına ve rant anlayışına karşı açtığı dava sonuçlandı. İstanbul 3. Köprü, Akkuyu Nükleer Santrali, Gebze- Orhangazi- İzmir Otoyolu için artık ÇED raporu zorunlu. 2008'de çıkarılan "ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ YÖNETMELİĞİ"nin 7.2.1993'ten önce "Kapsam Dışı Projeler" başlıklı Maddesi'nin yürütmesi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun kararı ile kesin olarak durduruldu. Bu tarihten önce yatırım programına alınmış olup Türkiye'nin en büyük yatırım projeleri olarak sunulan ve her biri ayrı zararlara yol açacak projeler için de ÇED raporu gerekecek.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu'nun 27 Ocak Perşembe günü yapılan konu ile ilgili açıklaması şöyle:

İSTANBUL'A, HASANKEYF'E, MERSİN'E, SİNOP'A, GEBZE'YE, BURSA'YA İZMİR'E
VE ANADOLU TOPRAKLARINA MÜJDE !
ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI'NIN AÇTIĞI DAVADA DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU, ÇED MUAFİYETİNE DUR DEDİ. 3. KÖPRÜ, GEBZE-ORHANGAZİ-İZMİR OTOBANI, SİNOP VE AKKUYU NÜKLEER SANTRALİ, HASANKEYF'İ SULAR ALTINDA BIRAKACAK ILISU BARAJI PROJESİ, ALLİANOİ'Yİ SULAR ALTINDA BIRAKACAK YORTANLI BARAJI PROJESİ İÇİN ÇED ZORUNLU TUTULACAK.

DANIŞTAY KARARI İLE TÜRKİYE'DE ÇEVRESEL ETKİLER YÖNÜNDEN PERVASIZ BİR DÖNEM SONA ERMİŞ VE 1993 ÖNCESİ TORBA HÜKMÜNE KOYULARAK ÇED'DEN MUAF TUTULAN YATIRIMLAR İÇİN ÇED SÜRECİ BAŞLAMIŞTIR.

17 Temmuz 2008 ve 26939 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan, "ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ YÖNETMELİĞİ'nin "Kapsam Dışı Projeler" başlıklı Geçici 3. Maddesi'nin yürütmesi, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na Çevre Mühendisleri Odası olarak yaptığımız itiraz üzerine durduruldu.

Artık "bu proje 1993'ten önce aklıma gelmişti, yatırım programına alınmıştı", "bu proje plan ve programlarımıza 1993'ten önce girmişti" gibi gerekçeler ile ekolojik yıkım getiren Türkiye'nin en büyük yatırım plan ve projelerinin çevresel etki değerlendirme sürecinden kaçırılması devri sona ermiştir.

Sen, 1453 hektar ormanı yok edeceksin, 2.5 milyon ağaç keseceksin, 680 hektar doğal sit alanını tamamen haritadan sileceksin, 931 hektar tarım arazini ortadan kaldıracaksın, sonra da bu köprü benim aklıma 1993'ten önce gelmişti, ÇED almama gerek yok diyeceksin... Böyle bir anlayış olabilir mi? Başbakan helikoptere binip köprünün güzergahını belirliyor... Böyle bir aymazlık olur mu? Bilimden bu kadar uzak bir iktidar; halkın, kamu yararının, doğanın değil olsa olsa rantın iktidarıdır.

DANIŞTAY KARARI İLE TÜRKİYE'DE ÇEVRESEL ETKİLER YÖNÜNDEN PERVASIZ BİR DÖNEM SONA ERMİŞ, BİR DÖNEM SONA ERMİŞ VE 1993 ÖNCESİ TORBA HÜKMÜNE KOYULARAK ÇED'DEN MUAF TUTULAN YATIRIMLAR İÇİN ÇED SÜRECİ BAŞLAMIŞTIR.

Durdurulan geçici 3. madde düzenlemesi ile 7/2/1993 tarihli ve 21489 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nden önce uygulama projeleri onaylanmış veya çevre mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat uyarınca yetkili mercilerden izin, ruhsat veya onay ya da kamulaştırma kararı alınmış veya yatırım programına alınmış veya mevzi imar planları onaylanmış projelere Çevre Kanunu ve ilgili diğer yönetmeliklerde alınması gereken izinler saklı kalmak kaydıyla ÇED Yönetmeliği hükümlerinin uygulanmayacağı düzenleniyordu. 

Bir diğer ifade ile 7.2.1993 öncesi kararı alınmış ancak başlanmamış projeler ÇED Yönetmeliğinin emredici hükümlerinden muaf tutuluyordu.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 7.10.2010 tarihli kararı ile bu muafiyet 7/2/1993 tarihinden yatırım programına alınmış, hakkında her ne işlem yapılmış, izinler alınmış olursa olsun üretime ve/veya işletmeye başlamayan projeler yönünden durdurularak Danıştay 6. Dairesi'nin kararı kaldırılmıştır.
Danıştay kararı uyarınca 1993 yılı öncesi yatırım programına alınsa dahi tüm projeler için çevresel etkileri değerlendirmesi sürecinin işletilmesi zorunluluk haline gelmiştir.

Anayasa'nın 138. maddesi ve İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 28. maddesi gereğince en geç 30 gün içinde sayılan projeler ile ÇED'den muaf tutulan diğer projeler için ÇED süreci başlatılmalıdır. Aksi takdirde bu kararı almayan, kararın arkasından dolanmaya çalışan, uyguluyor gibi yapıp uygulamayan kamu görevlilerinin 5018 sayılı KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU ve KAMU ZARARLARININ TAHSİLİNE İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİK hükümleri uyarınca doğacak zarardan şahsen sorumlu olacaklar, görevi ihmal suçu nedeni ile Mahkemeler önünde hesap vereceklerdir.

DANIŞTAY KARARI TARTIŞMA GÖTÜRMEYECEK KADAR AÇIKTIR, BAŞBAKANLIK VE İLGİLİ İDARELERCE DERHAL UYGULANMALIDIR.

İSTANBUL'A YAPILACAK OLAN 3. KÖPRÜ PROJESİ, SİNOP ve AKKUYU NÜKLEER SANTRAL PROJELERİ, ILISU BARAJI ve 7.2.1993 tarihinden önce yatırım programına alındığı iddia edilen tüm projeler derhal durdurulmalı ve ÇED süreci işletilmeye başlanmalıdır. GEBZE- ORHANGAZİ- İZMİR OTOYOLU PROJESİ'nin Başbakanlığın 18.12.2010 tarihli genelgesinde ÇED sürecinden muaf olduğunu belirten 9. madde hükmü Türkiye'nin taraf olduğu Uluslar arası Çevre Sözleşmeleri, 2872 sayılı Çevre Kanununun 10.maddesi ve ÇED Yönetmeliğinin emredici hükümleri doğrultusunda derhal iptal edilmeli ve söz konusu projeler için ÇED süreci işletilmeye başlanmalı ve güzergahın üzerinde bulunan yerleşimlerde halkın katılımı toplantıları yapılarak karar süreçlerine katılımı sağlanmalıdır.

ÇEVRE KANUNU'NUN EMREDİCİ HÜKÜMLERİNİN YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİKLERİ İLE ORTADAN KALDIRILMASI ANLAYIŞINA DERHAL SON VERİLMELİDİR.

1983 yılında çıkarılan ve ÇED düzenlemesi getiren 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun emredici hükümleri, aradan 28 yıl geçmesine karşın Yönetmelik hükümleri ile bertaraf edilmeye çalışılmamalı ve çevreye rağmen kalkınma anlayışı derhal terk edilmelidir.

2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca ''Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.''

Anayasa 90. maddesine 5170/7 sayılı kanunla eklenen maddeye göre; ''Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farkli hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri dikkate alınır.'' Bilindiği gibi, Anayasanın 56 ve 63. maddeleri ''temel haklar ve ödevler'' bölümünde düzenlenmiş olup ''çevre hakkı'' temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşmeler kapsamındadır.

ÇED Yönetmeliğinin 14. maddesinin 3. fıkrasında "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı verilen projeler için yedi yıl içinde yatırıma başlanmaması durumunda bu kararın geçersiz olacağı, yine Yönetmeliğin 17. maddesinin 3. fıkrasında da "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı verilen projeler için beş yıl için yatırıma başlanmaması durumunda bu kararın da geçersiz olacağı düzenlenmiştir.

"Kapsam dışı projeler" başlığını taşıyan dava konusu geçici 3. madde hükmü ile Yönetmeliğin emredici hükümlerine aykırı olarak istisna öngörülmesi ve 1993 öncesi programına alınan yatırım ve projeler için yapılan her Yönetmelik düzenlemesinde bu süreler korunmak suretiyle projelere hiç başlanmamış olsa da 18 yıldır ÇED süreci işletilmemesinin hukuka aykırılığı Danıştay kararı ile tescillenmiştir. Hükümet derhal kararın gereğini yerine getirmelidir.

ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI, ÇED SÜRECİNDEN KAÇIRILMAYA ÇALIŞAN TÜM PROJELERİN TAKİPÇİSİ OLACAKTIR.

Mahkeme hükmünün uygulanması için Çevre Mühendisleri Odası olarak, ülke çapında tüm demokratik kitle örgütlerini harekete geçireceğiz.

Yüksek Mahkeme hükmü uyarınca Başbakanlık ile Çevre ve Orman Bakanlığı'na başvuru yapılarak gerekli talimatların verilmesinin takipçisi olacağız.

Anılan projeler dışında Hasankeyf'i sular altında bırakan Ilısu Barajı, Allianoi'yi sular altında bırakan Yortanlı Barajı ile ilgili çalışmalarımızı Başkanlığını yürüttüğümüz TMMOB Çevre Komisyonu'na, oradan da TBMM'ne taşıyarak ille de rant anlayışını taşıyan kişilerin peşine düşeceğiz. Danıştay kararını uygulamama girişimleri karşısında direnç gösteren kamu görevlilerinin kişisel tazminat ve cezai sorumlulukları ile ilgili takibe başlayacağız.

Ülkemiz çevre ve kültürel değerleri için savaşmaya ve kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu sıfatı ile kamu yararı için ekolojik yıkıma, çevre ve halk sağlığı yönünden kamunun zararına olan plan ve projelere karşı mücadelemize yılmadan devam edeceğiz.

BAŞBAKANLIĞI ve İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİ UYARIYORUZ

Başbakanlığı, bu kararı aşmak için daha önce Bergama Altın Madeni ile ilgili aldığı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye'yi mahkum ettiği gizli Bakanlar Kurulu prensip kararı gibi uygulamalara kalkışmaması ve Danıştay kararı doğrultusunda gerekli talimatları vermesi için uyarıyoruz.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne karşı Odamızın davacı olduğu 3. Köprü ile ilgili 1/100 bin ve 1/25 bin'lik plan değişiklikleri ile ilgili davanın derhal kabul edilerek plan değişikliklerin iptal edilmesi için gereğinin yapılması için uyarıyoruz.

ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI OLARAK, RANT MANTIĞI İLE DOĞA KATLİAMINA NEDEN OLAN VE HALKIN YAŞAM HAKKINA SALDIRAN TÜM UYGULAMALARA KARŞI MÜCADELE ETMEYE, BUNUN İÇİN MÜCADELE EDEN HERKESLE BİRLİKTE HAREKET ETMEYE DEVAM EDECEĞİMİZİ BU VESİLEYLE BİR KEZ DAHA VURGULUYORUZ.
KAMUOYUNA SAYGI İLE DUYURULUR.

TMMOB ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI


27 Aralık 2010 Pazartesi

Yaşamı Savunanlar Kadıköy'de Buluştu

Sermayenin talanına karşı yaşamı savunanlar Kadıköy mitinginde buluştu. Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen binlerce insan ‘haramilerin saltanatını yıkacağız’ dedi

Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu sözcüsü Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi yöneticisi Kader Cihan:Miting katılımcıların bileşeni açısından çok iyi oldu. AKP’nin doğayı talanında Anadolu’da HES’lerin yarattığı yıkıma direnenlerle büyük kentlerde kentsel dönüşüme karşı direnenler, İstanbul’da üçüncü köprünün yaratacağı yıkıma direnenler bir araya geldi. Kentte yaşayanlarının ulaşım, barınma ve temiz çevre hakkı talebini ortaya koyduğu bu miting gelecek için umut vaat ediyor.
İstanbul’un farklı mahallelerinde örgütlü bulunan hemşehri dernekleri, mahalle platformları, kitle örgütleri, siyasi partiler, platformlar, öğrenciler, emek ve meslek örgütleri Kadıköy’de düzenlenen mitingde buluştu. AKP’nin rant projesi olarak gündeme gelen Üçüncü Köprü’ye karşı gerçekleşen miting sermayenin doğayı ve kentleri talanına karşı mücadele edenlerin buluştuğu bir mitinge dönüştü.

Yüzden fazla örgütün oluşturduğu Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu’nun düzenlediği miting Beykoz, Sarıyer, Eyüp ve Beşiktaş’tan miting katılımcılarını Kadıköy’e götürmek için kaldırılan motorlarda atılan sloganlarla başladı. Miting katılımcıları İstanbul’un farklı mahallelerinden saat 12.00’de buluşmak üzere Kadıköy Tepe Naitillus’a ulaştı. Burada buluşan binlerce kişi HES’lere üçüncü köprüye, kentsel dönüşüme karşı sloganlarla kortejler halinde Kadıköy Meydanı’na yürüdü. Miting katılımcıları, genç, yaşlı, Rizeli, Munzurlu, işçi öğrenci, oldukça zengin ve coşkulu bir bileşenden oluştu.

Bu dava paranın yeşiline karşı ormanın yeşilini savunanlarındır
Kortejlerin tamamının miting alanına ulaşmasının ardından saat 14.00’de miting programı başladı. Kürsüde ilk sözü Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu adına Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi yöneticisi Kader Cihan Yaptı. Cihan konuşmasında sermayenin saldırıları karşısında Kadıköy’de bir araya geldiklerini belirterek kendilerini birleştirenin doğası, insanı, tar,sel ve kültürel mirası, suyu ve toprağıyla İstanbul’u ve Anadolu’yu savunma davası olduğunu belirtti. Cihan konuşmasında sermayenin küresel krizden çıkış için araladığı, AKP hükümetinin ise3. Köprü, Tabiatı Talan yasasıyla ve kentsel yıkım yasalarıyla önünü açtığını belirtti.

Prof. Dr. Beyza Üstün: Biz de Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu olarak, Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu’nun çağrısıyla bu mitinge gelen platformlardan birsiyiz. Üçüncü köprü ve karşı durduğumuz diğer tabiat biyolojik çeşitliliğin korunması yasaları sadece İstanbul’un su havzalarını ormanlarını değil tüm Anadolu’nun ormanlarını ve su havzalarını talan ediyor. Bunların hepsinin arkasında ticarileşme var. Şirketlere devri var. O yüzden biz de üçüncü köprü gibi projelere tabiat biyoçeşitlilik gibi talan yasalarına karşıyız.
Üçüncü köprünün İstanbul’un elde kalan son doğal yaşam kaynaklarını tehdit ettiğini, son ormanlık alanların, talanı, su havzalarının kirlenmesi ve ormanlık alanların yok edilmesi anlamına geldiğini belirten Cihan, kendilerinin insanca yaşanacak bir kent istediğini belirtti.

Cihan’ın ardından TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı bir konuşma yaparak doğanın talanına karşı verilen mücadeleye devam edeceklerini ve kentsel dönüşüm projelerine hayır diyeceklerini belirtti.

Yaşamımızı şirketlere devrediyorlar
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu adına kürsüye çıkan Prof. Dr Beyza Üstün yaptığı konuşmada suyun ticarileştirilmesinin önünü açan uygulamalara dikkat çekti. Üçüncü köprü ile Kuzey Ormanları’nın yok edileceğini söyleyen Üstün, sermayenin talanının Ergene ve Trakya havzalarını bitirdiğini, Küçükçekmece Lagünü’nü kirlettiğini bu sebeple Melen’den su taşımaya başlandığını hatırlattı.

Üstün konuşmasını sermaye ve hükümeti uyaran şu sözlerle sonlandırdı:
“Sermaye yandaşı STK’larınızla başaramayacaksınız. Su kullanım hakkı anlaşmalarınızla beraber vadilerden çekilinceye kadar İstanbul-İzmir otoyolu gibi projeler ortadan kaldırılıncaya kadar, biyolojik çeşitliliği tehdit eden yasaları geri çekene kadar örgütlü mücadelemiz sürecek.”

Üstün’ün konuşmasının ardından İstanbullu kentsel dönüşüm mağdurlarını temsilen Tozkoparan Mahallesi Derneği’nden Ömer Kirişçi bir konuşma yaptı. Kirişçi konuşmasında Türkiye’nin farklı şehirlerinde kentsel dönüşüme karşı sürdürülen direnişleri hatırlattı. Kadir Topbaş’ın “Mahalle dernekleri ne işe yarıyor? Yapmasanız da olur” sözünü hatırlatarak “Mahalle derneği kurmayıp İsviçre Bankası sevenler derneği mi kuralım” dedi. Mahallelerini rantçılara teslim etmeyeceklerini söyleyerek konuşmasını bitirdi.

Konuşmaların ardından İlkay ve Bandista söyledikleri ezgilerle mitinge katılanları coşturdu.


Hilmi Yarayıcı: Türkiye’de bugünlerde insan haklarıyla ilgili bir sürü şey konuşuluyor. Ama ne yazık ki insanın insanca yaşamını ortadan kaldıracak şeyler yapılıyor. Bunlardan bir tanesi genel anlamda doğanın katledilmesi. Su hem kirletiliyor hem ticarileştiriliyor. İkincisi köprü doğanın, çevrenin kirletilmesine yol açan bir proje. Doğanın katledilmesi, yaşama insana dair her şeyin ticarileştirilmesine karşı çıktığım için bugün buradayım.
Mitingden notlar
-Üçüncü köprüye karşı yapılan miting HES’lere, termik santrallere, GDO’ya, kentsel dönüşüme karşı mücadele edenlerin katılımıyla yaşam hakkı savunucularının buluşmasına dönüştü.

-Mitinge sadece İstanbul’dan değil Bursa, İzmit, başta olmak üzere Marmara bölgesinin farklı yerlerinden de katılım oldu. Bursa Su Platformu şehir dışından gelen katılımcılar arasında en kalabalık olan kortejlerden birisine sahipti.

-LOÇ Vadisi sakinleri HES’çi şirket Orya (Ümran Boru) önünde 19 gündür sürdürdükleri direnişi miting alanına taşıdı.

-TMMOB’ye bağlı odaların pankartları arkasında yer alan öğrenci üyeler ‘Köprüye mimar, mühendis olmayacağız’ sloganlarıyla yürüdü.

-Eylemde barınma hakkı için mücadele eden Ayazmalılar, Gülsuyu, Gülensu halkı, Tozkoparanlılar kendi kortejleriyle katıldı.

-AKP yağmasından payını alarak satışa çıkarılan okullara sahip çıkan Okuluma Dokunma İnisiyatifi de miting alanındaydı.

-Topbaş’ın piyasacı belediyecilik anlayışına ve ulaşım zamlarına karşı bir süredir eylemler yapan Halkevciler ‘İstanbul’un yağmalanmasına hayır, haramilerin saltanatını yıkacağız’ pankartıyla yürüdü.

-Mitingin en rağbet gören sloganı ‘AKP halka hesap verecek’ oldu.

-HES karşıtı mücadelenin simgesi haline gelen sarı yazmalar, Hemşinli kadınların başörtüleri alanın dört bir yanına yayıldı.

Sendika.Org